Hipertansiyonun hasar oluşturduğu başlıca hedef organlar beyin, gözler, böbrekler ve atardamarlardır. Hedef organlarda hipertansiyona yanıt etkisi öncelikle dengeleme mekanizmalarıyla ortaya çıkmaktadır. Kontrol altına alınamayan hipertansiyon ile bu dengeleme mekanizmaları hedef organ hasarının temelini oluşturmaktadır.

     Kronik (süreğen)hipertansiyon hızlanan yaşlanmayı taklit eder. Aslında yaşlanma ve hipertansiyon arasındaki benzerlikler o kadar çarpıcıdır ki yaşlanma ‘sessiz hipertansiyon’, hipertansiyon ise ‘hızlanmış yaşlanma’ olarak değerlendirilebilir.

    Atardamar değişiklikleri: Hipertansiyon bütün atardamarlarda değişikliklere neden olur. Genel olarak hipertansiyon atardamar duvarlarında kalınlaşma, sertlik artışına ve elastikiyet kaybına yol açar. Sertliği yüksek damarlarda nabız dalgalarının daha hızlı ilerlemesi temel bir kural olduğundan, nabız dalga hızının ölçümü klinikte büyük atardamarların sertliği ile ilgili bilgiler verir.

     Sistolik ve diyastolik kan basınçları 50 yaşına kadar giderek artar. Bu yaştan sonra diyastolik kan basıncı artışı durur ve 60 yaşından sonra düşmeye başlar. Bu durum özellikle ileri yaşlarda görülen ‘izole sistolik (büyük tansiyon) hipertansiyon’ dediğimiz duruma neden olur. İleri yaşlı kişilerin tansiyonları ölçüldüğünde 160/60 mmHg gibi değerler görülebilir.

     Hipertansiyon süresi arttıkça atardamar duvarlarında yıpranma, aterom dediğimiz kolesterol plaklarının birikimi ve akabinde damar tıkanıklıkları oluşabilir.

     Bazen damar duvarında yıpranmalar damar duvar bütünlüğünü bozacak düzeylerde olabilir ve anevrizma dediğimiz genişlemeler de görülebilir.

   Beyin: Hipertansiyonun beyin kan dolaşımına birçok etkisi vardır. Beyin damarlarında aterom oluşumlarının artması inme riskini arttırır. Atardamar anevrizmalarının yırtılması da beyin kanamalarına yol açar.

   Gözler: Hipertansiyon gözün retina dediğimiz tabakasında damar sertliği, kanama ve hasar yaratarak görme bozukluklarına neden olabilir.


   Kalp: Hipertansiyon kalbin iş yükünü arttırır. Kalp kası artan bu iş yükünü karşılayabilmek amacıyla büyür ve kalınlaşır. Artan bu kas kitlesi kalbin özellikle gevşeme fonksiyonunu bozar. Kalp kasının büyümesi, kalbin oksijen gereksinimini artırır. Zeminde koroner damar tıkanıklığı da varsa, bunun sonucu olarak koroner kan dolaşımı daha da bozulur ve göğüste eforla ortaya çıkan genelde baskı şeklinde ağrı ortaya çıkar. Kalp krizi riski artmıştır. Büyümüş olan kalp, bir süre sonra genişler ve kasılma gücünü kaybeder yani kalp yetmezliği gelişir.

   Böbrekler: Hipertansiyon ile böbrekler arasında ‘tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar’ benzeri bir ilişki vardır. Şöyle ki hipertansiyon böbrek hastalığının hem nedeni hem de sonucudur. Hipertansiyon hastalarında böbrek yetmezliği çok sık gelişmez. Bununla birlikte mikroskobik değişiklikler sık olarak görülmektedir. Yaşlanmaya bağlı olarak nefronlarda (böbrekte süzmeyi yapan organeller) normal olarak görülen kayıp hipertansiyonda hızlanır. Böbrek boyutlarında orta derecede azalma meydana gelir. Hipertansiyonla ilişkili böbrek hasarı tanısı, azalmış böbrek işlevi veya idrarda artmış protein (albümin) atılımına dayanır. Tüm hipertansiflerde çubuk testiyle idrarda protein kaçağı araştırılmalıdır.