Uzun bir süre hipertansiyon tedavi rehberlerinde, kan basıncı değerleri, tedavi gereksinimini ve tipini belirlemede tek ve ana değişken olarak kabul edilmiştir. Hipertansiyon hakkında bildiklerimiz arttıkça ölçüme dayalı bu yaklaşım tarzı da değişmiştir. Günümüzde tedavi gereksinimini ve tipini belirlemede kan basıncı değerlerinin yanında mutlaka hastanın kalp-damar hastalığı için risk durumunun da dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

     Gerçekten hipertansiyonlu her hastaya kalp-damar hastalığı için risk değerlendirmesi yapılmalı mı? Yapılması gerekiyorsa nedeni nedir? Şimdi bu konuları biraz daha açalım. Toplam kardiyovasküler (kalp-damar) risk kavramı, hipertansif hastaların yalnızca küçük bir bölümünde tek başına kan basıncı artışı olmasına; büyük kısmında ise kan basıncındaki artışın şiddeti ile şeker ve kan yağları metabolizması değişiklikleri gibi ek kalp-damar hastalığı risk faktörlerinin bulunmasına dayanmaktadır. Ayrıca, yüksek kan basıncı ve diğer risk faktörleri eşzamanlı bulunduğunda katlanarak etki oluşturmakta; bu da tek tek bileşenlerin toplamından daha büyük bir kalp-damar hastalığı riskine yol açmaktadır.

     Son olarak, yüksek riskli bireylerde hipertansiyon tedavi eşik, seçenek ve hedeflerinin, daha düşük riskli bireylere uygulanacak olandan farklı olması gerektiğine ilişkin kanıtlar da bulunmaktadır. Bu nedenle, hipertansif her hastada toplam kardiyovasküler risk açısından değerlendirme yapılması zorunludur.

     Hipertansif bir hastada hastalık seyrini belirleyen 4 faktör vardır:

  • 1.Kalp-damar hastalığı için ek risk faktörlerinin varlığı
    • Sistolik ve diyastolik kan basıncı düzeyleri
    • Yaşlı hastalarda nabız basıncı (büyük-küçük tansiyon farkı) düzeyi
    • Yaşın erkeklerde 55, kadınlarda 65’ den fazla olması
    • Sigara içimi
    • Lipit (yağ) metabolizma bozukluğu olması
      • Total kolesterol 190 mg/dl’den fazla veya
      • LDL-kolesterol >115 mg/dl’den fazla veya
      • HDL-kolesterol erkeklerde 40, kadınlarda 46mg/dl’den düşük
      • Trigliserit 150 mg/dl’den fazla
    • Açlık şekeri 102-125 mg/dl arasında olması
    • Anormal şeker yükleme testi
    • Abdominal (karın) obezite: Bel çevresinin erkekte 102, kadında 88 cm den fazla olması
    • Ailesinde erken yaşta kalp-damar hastalığı olması
  • 2.Hedef organ hasarı varlığı
    • Kalp duvar kalınlaşması
    • Boyun şah damarı duvarında kalınlaşma
    • Plazma kreatinin seviyelerinde hafif artış (erkeklerde 1.3-1.5, kadınlarda 1.2-1.4 mg/dl arası olması)
    • Tahmini glomerüler filtrasyon hızının (böbrek süzme hızı) 60 ml/dakikanın altında olması
    • İdrarda protein kaçağı olması
  • 3.Şeker hastalığı varlığı
    • Tekrarlanan ölçümlerde açlık şekerinin 126 mg/dl’nin üzerinde olması veya
    • Yükleme sonrası kan şekerinin 198 mg/dl’ den fazla olması
  • 4.Kişide saptanmış kalp-damar veya böbrek hastalığı bulunması
    • Beyin-damar hastalığı, inme, kanama, geçici inme
    • Kalp hastalığı: koroner arter hastalığı, kalp krizi, kalp yetmezliği
    • Böbrek yetmezliği
    • Vücut atardamarlarında tıkanıklık
    • İlerlemiş göz retina tabakası hastalığı: kanama, ödem

         Hipertansif hastalarda şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği gibi metabolizma bozukluklarına ve hedef organ hasarlarına sık rastlanır. Tüm hastalar, yalnızca hipertansiyon derecesiyle ilişkili olarak değil, farklı risk faktörleri, organ hasarı ve diğer hastalıkların birlikte bulunmasından kaynaklanan toplam kardiyovasküler risk yönünden de sınıflandırılmalıdır. Tedavi seçeneklerine ilişkin kararların (ilaç tedavisine başlanması, kan basıncı hedefi, tekli veya çoklu ilaç tedavisinin kullanılması) hepsinin başlangıçtaki risk düzeyine göre uygulanması önemlidir. Toplam kalp-damar hastalığı riski, genellikle 10 yıl içinde bir kardiyovasküler olay meydana gelmesine ilişkin risk olarak ifade edilir. Tedavi ile esas hedef, uzun dönemde toplam kardiyovasküler hastalık riskinin, ölüm ve hastalık oranlarının azaltılmasıdır.

         Kan basıncı sınıflanırken sistolik basınç ve diyastolik basınç farklı sınıflara giriyorsa yüksek olan evre kabul edilmelidir. Örnek vererek açıklamak gerekirse; yaşlı bir hastada kan basıncı 165/82 mmHg ölçülmüş olsun. Tabloda gördüğünüz gibi bu hastanın sistolik kan basıncı evre 2, diyastolik kan basıncı ise normal sınıftadır. İzole sistolik hipertansiyon dediğimiz bu durumda hastanın hipertansiyon evresi 2 kabul edilmelidir.

         Yüksek kalp hızı değerlerinin kardiyovasküler ölüm, hastalıklar ve tüm nedenlere bağlı mortalite riskiyle ilişkili olduğuna dair kanıtlar artmakta olduğundan, yüksek kalp hızının bir risk faktörü olarak kabul edilmesinde fayda vardır.

         Çoklu risk faktörleri, şeker hastalığı veya hedef organ hasarının, değişmez şekilde, hipertansiyonu ve hatta yüksek normal kan basıncı olan bir bireyi yüksek risk kategorisine sokuyor olması gerçekten dikkate değerdir.

         Risk değerlendirmesi kapsamında metabolik sendroma özellikle değinilmesinde fayda vardır. Metabolik sendrom birbiriyle ilişkili klinik ve biyokimyasal bozuklukların bir bütünüdür. Bu klinik yelpaze içerisinde santral obezite, lipit ve şeker metabolizma bozuklukları, yükselmiş kan basıncı, pıhtılaşma ve bağışıklık sistemi anormallikleri yer almaktadır.




    Hipertansiyonda tedavi hedefleri

         Hipertansiyon hastalarında tedavinin birincil hedefi, kalp-damar hastalıklarına ilişkin uzun dönemdeki toplam riskte en yüksek düzeyde azalma sağlanmasıdır. Bu da, sigara, kolesterol yüksekliği, obezite veya şeker hastalığı gibi belirlenen tüm geri dönüşlü risk faktörlerinin tedavisini ve ilişkili klinik durumlara uygun şekilde yaklaşılmasını ve yüksek kan basıncının kendisinin tedavisini gerektirir.

         Kan basıncı, genel olarak tüm hipertansiyon hastalarında 140/90 mmHg’ nın altına düşürülmelidir. Ancak hipertansiyon tedavisi bireyselleştirilmelidir. Tedaviye başlama kararında olduğu gibi tedavi hedeflerinin belirlenmesinde de hastaya eşlik eden durumlar (ileri yaş, hedef organ hasarları vs.), yerleşik hastalıklar (diyabet, böbrek hastalığı vs.) ve kişinin toplam kalp-damar hastalık riski de göz önünde bulundurulmalıdır.