Hastaların %5-15’inde üçten fazla ilaç kullanımına rağmen hedef kan basıncı değerlerine ulaşmak mümkün olmamaktadır. Bu hastalarda dirençli hipertansiyon tanımı kullanılmaktadır. Yakın dönemde dirençli hipertansiyonu olan hastalarda, tansiyon kontrolünü sağlamada ilaç dışı tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Bunların ilki ‘karotid baroreseptör stimulasyonu’ adı verilen yöntemdir. Bu yöntemin temeli boyundaki şah damarlarının duvarında bulunan reseptörler yardımıyla kan basıncı dengesinin sağlanmasına dayanmaktadır. Normal şartlarda yükselmiş kan basıncı bu reseptörlerin uyarılmasına neden olur. Reseptörlerden beyne giden sinyaller bu yüksek kan basıncını dengelenmek için sempatik sinir sistemini baskılayarak, damarlarda gevşemeye, kalp hızında azalmaya ve böbrekte daha az su tutulmasına neden olur. Ancak sürekli olarak kan basıncı yüksek seyreden bireylerde bu reseptörlerin hassasiyeti kaybolur; başka bir deyişle reseptörler yüksek olan kan basıncı değerine uyum gösterir. Bunun sonucu olarak da bu refleks ağ çalışmaz. Bu yöntemle cilt altına yerleştirilen bir batarya yardımıyla, şah damarlarındaki reseptörlerin uyarılması ve bu refleks ağın tekrar çalışır hale getirilmesi mümkün olmaktadır. İşlem genel anestezi altında yapılmaktadır, gövde üst bölümünde cilt altına yerleştirilen batarya, her iki taraftaki şah damarlarına uyarı veren elektrotlarla (kablolar) birleştirilmektedir. Ön sonuçlarının iyi, işlem bağlı gelişen tıbbi sorunların az olmasına rağmen (%2) bu yöntem cerrahi zorluklar, işlemin uzun olması ve cihaz tasarımındaki eksiklikler nedeniyle henüz sık kullanılmamaktadır. Ancak yakın bir gelecekte cihaz tasarımının, cerrahi tekniklerin geliştirilmesi ve işlem süresinin kısaltılmasıyla çok daha yaygın kullanıma sahip olacağı düşünülmektedir.



     Dirençli hipertansiyon tedavisinde kullanılan diğer bir girişimsel yöntem ise ‘renal sempatik denervasyon’ adı verilen işlemdir. Bu işlemin temeli böbreği besleyen atardamarların cidarında seyreden sempatik sinir liflerinin ısı yoluyla fonksiyon dışı bırakılmasına dayanmaktadır. Renal sempatik sinir lifleri kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar; bu liflerin aktivasyonu noradrenalin ve renin salınımına, bunun yanı sıra artmış su ve tuz tutulumuna neden olmaktadır. Noradrenalin ve renin damarlarda büzüşmeye yol açan ve damar direncini arttırarak kan basıncını yükselten en önemli maddelerdir. Renal sempatik denervasyon ile bu maddelerin salınımı engellenmekte, böbreklerden su ve tuz emilimi azalmaktadır. Tüm bu yolaklar kan basıncında belirgin düşmeye neden olmaktadır. İşlem lokal anestezi altında kasık damarından girilerek yapılmaktadır. Kasık damarından sokulan kataterler ile böbrek damarlarına ulaşılmakta ve böbrek damarlarının cidarlarına özel kataterler ile radyofrekans enerjisi verilerek (bir nevi yakılarak) bu sinir lifleri fonksiyon dışı bırakılmaktadır. İşlem yaklaşık 45 dakika sürmektedir. Anjiyografiye oldukça benzer olan bu işlemin son derece güvenilir ve etkin bir tedavi yöntemi olduğuna dair pek çok kanıt bulunmaktadır. Etki kısa vadede değil uygulamadan 3-6 ay sonra değerlendirilmelidir. Günümüzde bu yöntemin kullanımı, en az üç ilaç kullanan ve dirençli hipertansiyonu bulunan hastalara sınırlandırılmıştır.