Günümüzde hipertansiyon, yüksek kan basıncı tanımlamasının çok ötesinde; kalp ve damar hastalıkları için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Öylesine bir risk faktörü ki 115/75 mmHg kan basıncı değerlerinden başlamak üzere her 20/10 mmHg artışlarda kalp-damar hastalığına bağlı ölümler iki kat artmaktadır.

     Hipertansiyon gerek sıklığı gerekse yol açtığı kalp-damar hastalıkları bakımından çağımızın en önemli halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü hipertansiyonu, önlenebilir ölümcül hastalıkların başı olarak tanımlamaktadır. Dünya üzerinde 1 milyara yakın hipertansiyon hastasının olduğu ve yılda 7.1 milyon insanın bu sebeple hayatını kaybettiği bilinmektedir.

     Türkiye’de her üç yetişkinden biri hipertansiyon hastasıdır. Ancak görülme sıklığı yaşla birlikte artar. Neredeyse tüm yaş gruplarında kadın cinsiyette daha fazla görülür. Türkiye’de tüm ölümlerin %25’inden doğrudan hipertansiyon sorumludur.
Tedavisiz hipertansiyonda ölüm nedenlerine bakacak olursak: Hataların yarısı kalp hastalıklarından (Koroner damar hastalığı, kalp krizi, kalp yetmezliği), üçte biri felçten (Beyin kanaması veya pıhtı atması) ve %10-15’lik kısmı da böbrek yetmezliğinden kaybedilmektedir.

     Hipertansiyona bağlı gelişen kalp-damar hastalıklarının önlenmesi önemlidir çünkü yaşam beklentisini azaltmaktadırlar. Altmış yaşında sağlıklı bir bireyin yaşam beklentisi ortalama 20 yıldır; eğer bu kişi kalp-damar hastalığına yakalanırsa yaşam beklentisi ortalama 7 yıl, kalp krizi geçirirse 9 yıl, felç geçirirse 12 yıl azalmaktadır.

     Tedavi ile ne kadar risk azalması sağlayabiliyoruz? Kalp krizi riskinde %20-25, felç riskinde %35-40, kalp yetersizliği gelişme riskinde ise en az %50 risk azalması sağlamak mümkündür.

     Hipertansiyonun önemli bir sağlık sorunu haline gelmesinin bir diğer nedeni de hastalığın toplum içindeki farkındalık durumunun, ilaç kullanım ve kan basıncının kontrol altında olma oranlarının düşük olmasıdır. Ülkemizde tüm hipertansiyon hastalarının yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduklarının farkında, yarısı ilaç kullanmakta ve ancak üçte bir kısmının kan basınçları kontrol altındadır. İlaç almakta olan hastaların ise yarısında kan basıncının kontrol altında olduğu görülmektedir.

     Tüm dünya sağlık teşkilatları hipertansiyon ile etkili mücadelenin ancak bilinçlendirilmiş bir toplum zemininde mümkün olabileceğini kabul etmektedir. Bu yüzden toplumun hipertansiyon konusunda bilinçlendirilmesi bir zorunluluktur.